Elbet

Biliyorum merak ediyorsun neye benzediğimi;

Aslında hiçbirşeye benzemiyorum gözlerini kapamazsan.

Yine de bir küçük bir tiyo vereyim çok meraktaysan,

Hayal gücüne bağlıyım eğer gözlerini kapatırsan…

 

Sorma bana nasıl göreceğini kapalı gözlerle,

Yol bilirim ama tarif edemem ben genelde.

Öğrenirsin yönünü bulmayı karanlıkta elbet,

Tek yapman gereken biraz cesaret etmek.

 

Gözü açıkken bile takılıp düşüyor insan  bazı zaman,

Çekinecek pek bir şey yok eğer deneyebiliyorsan.

Ayakta kalmanın tek yolu biraz zaman,

Sana da öğretecektir elbet eğer ona ayak uydurabiliyorsan…

 

Fon (Kulaklık ve yüksek ses): https://www.youtube.com/watch?v=DFX8g6chvzA

 

Zincirbozan

Bir durumlar zinciri ki bu;

Alameti hayırsız

Hayrı selametsiz

Selameti sabırsız

Sabrı limitsiz

Limiti tarihsiz

Tarihi mekânsız

Mekânı yersiz

Yeri düşüncesiz

Düşüncesi kararsız

Kararı yararsız

Yararı zararsız

Zararı sadakatsiz

Sadakati yüzsüz

Yüzü bensiz

Beni huzursuz

Huzuru inançsız

İnancı hedefsiz

Hedefi araçsız

Aracı niteliksiz

Niteliği niceliksiz

Niceliği sonuçsuz

Sonucu neticesiz

Ama bunların hepsi anlamlı, hiçbiri amaçsız..

 

 

Yan Benimle

Önce kendimi yakacaktım;

Kendimi yakıp, seni üzerime atacaktım,

Sırf yandığını görmemek için.

 

Yakamadım kendimi,

Ateşler yetmedi üzerime döktüğüm benzine!

 

Sen beni yeniden istemedin ya;

Ben ayrı yanarım bu saatten sonra!

Ucuza da giderim,

Üç beş kozalak yeter tutuşmama…

 

Ama sende yanacaksın bir gün;

Hemde dibine kadar!

Dipteki küllerde beni görürsen şaşırma;

Ben çoktan alışmış olacağım yanmaya…

 

Pişmanlığın ateşine körük olacak,

Ve hiçbir yardım ateşini söndürmeyecek…

Anlayacaksın ki yanmanın sonu kül olmak, kaçarı yok!

O an göreceksin ki yetmeyecek seni söndürmeye,

Üzerine üflenen geç kalmış nefesler…

 

Koşarak kaçmak isteyecekken aklına vuracak,

Küller koşamaz,

Koşamayan kaçamaz.

 

Küller uçar ve havada dağılır hissedeceksin,

Bugün durduğun o yüksekler

O gün dağılışına mesken olacak!..

 

Fonda Sıla: http://www.dailymotion.com/video/x496t3p

 

 

 

Hiç

Ben hiç isteyerek acı vermedim sana,

Hatta hiç isteyerek bile mutlu etmedim.

Ben bendim sadece…

 

Ağaç istediği meyveyi verebilir mi hiç?

Ya da istediği için meyve verebilir mi?

Tepki etkiden  doğar,

Doğanın kanunu böyle!

Isıtmadığın su kaynar mı hiç?

 

Ne güneş olabilir insan istediği için,

Ne de bulut.

Ben ne üzmek istedim, ne de mutlu etmek seni;

Ne güneş olabildim ne bulut anlayabileceğin!

 

Sadece yağmura yakalandım,

En vakitsizinden.

Tek bildiğim sen kalmışsın,

Tek unuttuğum da sen olacaksın!

 

Gereksiz Geyikler Serisi – Sesli Yanıt Sistemi

Sanki güzel ülkemdeki insanlar birbirleriyle konuşarak çok güzel anlaşabiliyormuş gibi bir de “Sesli Yanıt Sistemi” çıkardılar başımıza. Adı yanıltmasın, teknolojik olarak önemli bir zımbırtı olsa da aslında sizi robota dert anlatmaya çalışan bir Türk kıvamına getiriyor. Turist Ömer Uzay Yolunda tadında bir senaryo yani. Hatta dert anlatmakla yetinmeyip bir de çözüm bekliyorsunuz robottan. Eminim bazı insanlar çok rahat anlaşıyordur o “sanal bayan” ile. Fakat ben o zat-ı muhteremlerden değilim ve sanırım olamayacağım da. Hatta bırak zat-ımı hiç biryerim muhterem değil benim.

Aradım Akbank’ı. Sorunum biraz karışıktı. Bunun için seri yollardan bir “müşteri temsilcisi” ile görüşmem gerekiyordu. Zira evde veya ofiste kahvemi yudumlarken değil bir lahmacuncuda lahmacun yemek üzereyken arama gafletinde bulundum. “Robot bayan” benden birkaç kelime ile derdimin ne olduğunu söylememi istedi. Öyle ya robot bayan nerden bilsin ben kısa cümleler kuramam. Ama nasıl olduysa becerdim. Kendimden emin, göğsüm dik bir şekilde “Müşteri temsilcisi ile görüşmek istiyorum” dedim robot bayana. Kafamda bitirmiştim olayı. Robot bayan beni anlayacak ve bana bir müşteri temsilcisi bağlayacaktı, emindim. Bu sırada “garson bayan” gelip anneme (bayan olduğunu vurgulama gereği duymuyorum) ne yemek istediğimizi sordu. Zaten lahmacuna kurulu bir şekilde oraya gittiğimiz için annem benim robota olan o emin duruşumdan daha emin bir şekilde iki adet lahmacun söyledi. Garson bayan da durur mu? Patlattı bir soru daha… “Acılı mı acısız mı?” Çok haklı bir soruydu bu ve cevabı çok önemliydi. Garson bayan için değil tabi bizim için. Yoksa garson bayanın servis yapacağı lahmacundaki kıymanın üzerine eklenmiş birkaç garip pul biberin ne önemi olabilir garson bayanın hayatında. Ağırlık aynı, herşey aynı. Ben ise bu kısa zaman zarfı içerisinde telefonda kendimden emin bir şekilde talep ettiğim müşteri temsilcisinin bana bağlanacağını sanarken aynı zamanda annemin bana “sen nasıl istiyorsun lahmacununu” der gibi baktığını sezdim. O sırada hayatımdaki üç kadından (annem bayan, robot bayan ve garson bayan) biri olan robot bayan “Müşteri temsilcimiz ile ne hakkında görüşmek istiyorsunuz?” sorusuyla penaltı atışını beklemediğim yere vurdu. Ben aslında hayatımın öncelikli kadını olan anneme lahmacunu acılı yemek istediğimi söylemek istedim. Karşımda “hayatımın yangında ilk kurtarılacak kadını” (her ne kadar hiç anlaşamasak da) olan annem dururken telefondaki flörtüm olan robot bayana öncelik veremezdim. Ama robot bayan ağzımdan çıkan “acılı istiyorum” sözünü kendi üzerine alınmış olacak ki bana “peki o zaman başka bir şekilde deneyelim, bunlardan hangisi hakkında müşteri temsilcimizle görüşmek istiyorsunuz?” diyerekten birkaç seçenek sundu. Aynı anda garson bayan siparişi alıp hayatımdan kısa bir süreliğine ayrıldı. Biliyorum geri gelecekti. İki bayanla kalakaldım geçici olarak. Garson bayan hayatıma tekrar girmeden robot bayanla olan ilişkimi bitirip, bayan olmasını umduğum bir müşteri temsilcisi ile yeni bir ilişki kurmam gerekiyordu. Fakat robot bayanın bana sunduğu seçenekler bana hiçbir şekilde uymuyordu ve telefonu kapatıp tekrar aynı süreçten geçmekten başka bir şansım kalmamıştı. “Sesli sisteminize de robotunuza da” diye söverek telefonu kapatıp vakit kaybetmeden tekrar aradım. Aynı şeyleri sordu. “Acılı lahmacun” dışında aynı cevapları verdim. Fakat robot bayan, robot olduğunu bir an unutup, benim onun suratına telefon kapatmama kızmış olacak ki beni yine anlamazdan gelip aynı seçenekleri sundu. Kahretsindi ki bana o seçenekler uymuyordu. Garson bayan o sırada ufukta görününce panikle telefonu kapatıp tekrar aradım. Yine müşteri temsilcisi istedim ve mucize gerçekleşti. Kısa bir soru daha sorup, cevabını alınca beni müşteri temsilcisine sevketmeye karar verdi robot bayan.

Ben kavramsal olarak geçimsiz bir adamımdır.  Bundan ötürü hep tartışmalı ilişkiler yaşadım. Robot bayanla da kısa süren tartışmalarımızdan ötürü duygusal bir bağ kurmuş olmalıyım ki “müşteri temsilcisi” ile görüşmek için hatta beklerken hep robot bayanı düşündüm. Duygusal bağımdan ötürü aklımda ona insanların ev temizliği gibi ıvır zıvır işlerde kullandıkları Çin malı robotlardan bir vücut hayal edemedim. Çin malı biçimsiz, ezik robotlarla duygusal bağ kuracak bir adam olmayı kendime yakıştıramadım. Onun yerine çizgi filmlerdeki sempatik ve güzel robotlardan getirdim gözümün önüne. Evet Akbank hattında müşteri temsilcisi beklerken bunları hayal edebilecek vaktiniz oluyor. Bir yandan da garson bayan ben bu hayallere daldığım sırada servisini yapmış, lahmacunlarımızı tüm aparatlarıyla birlikte önümüze sunmuş ve hayatımdan ikinci kez ayrılmıştı.

Lahmacuna elimi süremiyordum. Çünkü müşteri temsilcimin yine bir bayan olmasını umut ediyordum. Öpüşme ihtimalimizin olmayacağını bilecek kadar kendimde olsam da bayan müşteri temsilcisi istememin nedeni tamamen sapıklığımdan değildi. En az ortalama bir erkek kadar sapıktım fakat bayan müşteri temsilcisi istememin asıl nedeni hemcinsimlerimden tiksinmemdi. Bayan müşteri temsilcileri karşı cinsle konuştuklarında sesleri ile insanı sakinleştirebilen türden müşteri temsilcileridir bana göre. Müşteri olarak seni temsil ettiği yetmezmiş gibi bir de sakinleştirir. Öyle ya muhabbet için aramıyorum. Bir sorunum var. Ve o sorun heran büyüyebilir. Eğer testesteronu yüksek bir müşteri temsilcisi çıkarsa, doğadaki her iki erkek canlı gibi hormonlarımızın egosuna yenik düşüp hiddetimizi arttırabilirdik. Hayvanlar aleminde de bu böyledir. Erkek hayvanlar birbiriyle geçinemez. Hayvansal içgüdülerimden çekindiğim için bir yandan bayan müşteri temsilcisi umarken bir yandan da bir kısmı bir zamanlar bir hayvan olan fakat şimdilerde lahmacun kıyması şekline bürünmüş ve “ye beni artık” sinyalleri veren lahmacunuma bakıyordum. O kıymanın da bir vakitler dişi bir hayvana ait olduğunu umuyordum. Ancak dişi hayvan kıyması bile olsa hem yiyip hem konuşamazdım. Annem önündeki lahmacunu yavaştan gömerken ben müşteri temsilcisine bağlanmış bulundum.

Evet ismini vermek istemediğim bir bayandı karşımda beni temsil eden çağrı merkezi personeli. Sevindim. Beklediğime değdiğini düşündüm ve hemen konuya girdim. Ona kibar bir şekilde ismiyle hitap ettikten sonra derdimi anlatmaya başladım. Fakat çok kısa bir sürede bayan müşteri temsilcisinin bu zamana kadar hayatıma giren diğer bayanlardan bir farkı olmadığını sezdim. Beni anlamıyordu. Beni sürekli kısa süreli olarak hatta bekletmesine rağmen sonuç üretemiyordu. Hatta her beklediğimde hafif gerilmeme rağmen bayan müşteri temsilcisi tekrar konuşmaya başladığında sesinin o rahatlatıcı tonuyla gerginliğimi önümdeki lahmacunun içine meze olarak atıyordum.

Tabi annem önündekileri gömmüştü bile. Ben yemek yerken yanımda sigara içilmesini sevmediğim için yakamadığı sigarasını düşünüyordu biliyorum. Derken telefona tekrar odaklandım. Anlamıştım bayan müşteri temsilcisi sorunumu tam olarak kavrayamadığı için çözüm üretemiyordu. Aynı anlama gelen değişik cümlelerle durumu tekrar tekrar anlatıp umudumu yitirmemeye çalışıyordum ki telefon kesildi.

Telefonun görüşmesinden sonuç alamamış olmam önemsizdi benim için. Çünkü mucizevi bir şekilde bayan müşteri temsilcisine laf anlatırken kendi sorunumu çözmüştüm. “Sorununu kendin üret ve kendin çöz” şeklinde yeni bir trend yarattığımı düşünmeye başlamıştım ki birden aklıma “acaba bayan müşteri temsilcisi umudunu yitirip panikle suratıma telefon mu kapatmıştı” diye bozuldum. Normalde bardağın boş tarafına dolu tarafından daha çok odaklanan bir pesimistimdir. Fakat insan açken ve önünde “bakire bir lahmacun” dururken yanındaki ayranın boş olan kısımına odaklanamıyormuş, onu anladım. Açlık beni biranlık da olsa optimist yapmıştı. Hat kesilmiştir, bayan müşteri temsilcisi bana böyle birşey yapmaz diyerek telefonu bırakıp lahmacuna daldım.

İçine garnitür koyup “Emel Sayın’ı içine sardıkları halı ile kaçıran Tarık Akan ve Ekürisi” gibi sardım lahmacunumu. Yedim yedim ve yedim. Doyduktan sonra bir sigara yaktım. Ve pesimist hayatıma geri döndüm.